Masmavi Ege

Egede gezmek istiyorsanız seçeneğiniz o kadar fazla ki.Assos’tan Datça’ya kadar bir sürü yer var ve hepsi birbirinden güzel. Biz de denizli kumlu bir tatilden ziyade kültürel bir tur olsun hem gezelim hem de bir şeyler öğrenelim istedik. Bunun üstüne kendimizi Gezipero‘da bulduk.Tercihimizi Ayvalık-Cunda Adası’ndan yana kullandık.

Konya’dan Ayvalık yaklaşık 12-12,5 saat sürüyor. Sarımsaklı Plajı ile başladık. Ayvalık halkına buranın en iyi plajı hangisi diye sorarsanız istisnasız Sarımsaklı cevabını alırsınız. Gördüğüm en uzun kumsallardan bir tanesiydi. Denizi dingin ve pırıl pırıl. Kumu da bir o kadar farklı.Minik elmas parçacıkları gibi saydam. Buradan hemen sonra Şeytan Sofrası’na geçtik.Sizi tepede adım başı şeytan maskotları karşılıyor. Tepenin neredeyse her yerinde.Muhteşem bir manzaraya sahip büyüleyici bir yerdi bu tepe. Efsaneye göre Zeus’un süt annesi İda, Zeus’a zarar vereceği gerekçesiyle şeytanı kovar.Üç ayaklı olduğuna inanılan şeytanın bir ayağı burada ,birisi Midillide bir diğeri ise İda Dağı eteklerindedir. Ayak izinin içi bozuk paralarla dolu. Diğer bir efsaneye göre ise cennetten kovulan şeytan yeryüzünde kendine bir cennet arar ve burayı seçer.

Ayvalık küçük bir kasaba gibi ama kendine has bir havası var.Küçük bir köprüyle Cunda Adası’na bağlanıyor. Sizi bu köprüde bir tabela karşılıyor. ’’Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü’’
Cunda Adası tipik bir Egeli.Dar sokaklar, taş evler ve leziz mezeler…
Burada bizi en çok etkileyen Rahmi Koç Müzesi oldu. Restorasyonu Koç ailesi tarafından yapıldığı için bu adla anılıyor. Diğer adıyla Taksiyarhis. Burası eski bir kilise. Işıklandırması, duvar ve tavan süslemeleri muhteşem.İçinde Koç ailesine ait eşyalar, orijinal motorlar, gemi maketleri ve oyuncaklar bulunuyor. Müzenin hemen yanında küçük bir dükkan var. Sahibi Nicole Vural. İçinde el yapımı süs eşyaları, anahtarlıklar ve vintage kıyafetler satılıyor. O kadar ilgili ki. Ada sıcaklığını size sonuna kadar hissettiriyor.

Öğle yemeği için çok fazla seçenek var. Biz rehberimizin tavsiyesine uyup Lal Girit Mutfağı’nı seçtik. Taptaze mezeler, kızarmış ekmek, kalamar ve tabiî ki Cundaya özgü meşhur Papalina balığı. Damağınızda tam bir lezzet festivali. Tıka basa doyup kalktık buradan. Her şey çok lezzetliydi.
Sonrasında ise Cunda sokaklarında rengarenk bir yürüyüş. Bu adanın en büyük özelliği sanırım. Her adımınızda renk var.Ve el değmemiş. Burayı Alaçatı’dan ayıran farklılığı bu diyebilirim.
Cunda’ya yarım gün yeterli. Doya doya her karışını gezip, alışveriş yapabilirsiniz.

Yazar Hakkında Tüm Yazıları İnternet Sitesi

Gezipero

Yorum Bırak

Gerekli alanları doldurmanız yeterli.